Anasayfa    ARŞİV
Kulüp Hakkında
Sporcularımıza
Takımlarımız
İstanbul Ligleri
Aroma Ligleri
Spor Okulları
Sponsorluk
Linkler
Oyunlar
Arşiv
Ziyaretçi Defteri
Sık Kullanılanlara Ekle

1  Ağustos  2010  Pazar
ChatOnline Sohbet

yvik forum




Çocuklara Söz
Geçirme Sanatı
Pedagog Ali Çankırılı


Burhan Felek Spor Salonunun yıkılarak yerine modern bir salon yapılması olayına nasıl bakıyorsunuz?

 Gerekliydi
 Yeni salon başka bir alana yapılsa daha iyi olurdu
 Fikrim yok
 Voleybol için fantezi



  anket sonucu

Hayat Denen
Oyun
Dr.Eric Berne


internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.

Arsiv
Ulaşmak istediğiniz arşiv kaydımızı aşağıdaki menülerden seçerek sayfanın sonunda inceleyebilirsiniz.
» SQUASH
» PILATES
» RAFTING
» DETOKS
BİLEZİKÇİ ÇİFTLİĞİ

Büyükdere sırtlarından Belgrad Ormanı ve tarihi su bentlerine kadar uzanan arazi Bilezikçi Çiftliği. Hâlâ kurucusu Darphane Nazırı Boğos Bilezikçiyan'ın adıyla anılıyor. Enver Paşa'dan Şark Deri'nin sahipleri Ahmet Kara ve Mehmet Levent'e geçen çiftliğin son sahibi Alarko Holding oldu. Kamulaştırılan çiftlik için açılan dava şimdi AİHM'de devam ediyor. Çiftlik bir dönem politikacıların ve sinema sanatçılarının uğrak yeriydi.

Bilezikçi Çiftliği, 4 milyon metrekareye ulaşan uçsuz bucaksız bir alana yayılıyor. Büyükdere sırtlarında, Karadeniz'e kadar uzanıyor, oradan Bentler'e ve Belgrad Ormanı'na kavuşuyor, yaşlı şehrin yüzlerce yıllık kaynak sularını, 600-700 yaşındaki sayılı "anıt" ağaçlarını bünyesinde barındırıyor.

Bilezikçi Çiftliği'nin içinde, aralarında av köşklerinin de olduğu tam beş konak yer almakta; ahırlar, kümesler, çadırlar, çalışanların evleri de bu konakları çevreliyor. Bilezikçi Çiftliği yıllara meydan okuyan doğal güzelliklerinin yanı sıra köklü ve renkli bir tarihi geçmişin de izlerini taşıyor.

Çiftliğin ilk sahibi 1800'lü yıllarda Darphane Nazırı olarak görev yapan Boğos Bilezikçiyan. Bundan ötürü "Bilezikçi Çiftliği olarak anılıyor. Vefatına kadar nazırlık yapan Bilezikçiyan'ın, Kevork Pamukciyan'ın "Biyografileriyle Ermeniler" kitabına göre iki oğlu var. Meşhur bir tüccar olan Hagop Bilezikçiyan ve Osmanlı Bankası'nın kurucularından banker Mıgırdiç Bilezikçiyan.

Hagop Bilezikçiyan, 1852'de kurulan ve kısa bir süre sonra batma noktasına gelen Şirket-i Hayriye'nin vapurlarını kiralayan kişi olarak tanınıyor. Vapurları kiralamak için devlete 2100 kese altın veren Bilezikçiyan'a onayı ise dönemin padişahı veriyor.

Çiftliğin bilinen ikinci sahibi ise Mısır Hıdivi İsmail Paşa'nın İstanbul'daki mali işlerine bakan Abraham Paşa. Bu yüzden çiftlik bazı kaynaklarda "Abraham Paşa Çiftliği" olarak da hatırlanmakta. Abraham Paşa da, çiftliğin ilk sahibi Bilezikçiyan gibi bir Ermeni. İstanbullu tanınmış bir Ermeni ailesinin çocuğu.

Abraham Paşa'dan sonra çiftliğin üçüncü sahibi ise yakın tarihin en önemli isimlerinden Enver Paşa ve eşi Naciye Sultan. İttihat ve Terakki "triumvirası"nın güçlü ismi Enver Paşa, çiftlikte sefa sürecek vakti pek bulamamış. Paşa'nın I. Dünya Savaşı bitiminde ülkeyi terk etmesinin ardından yakın tarihimizin bir başka ünlü ismi, Mahmut Muhtar Paşa çiftliğin sahibi oldu.

Özel orman olarak işletilen çiftlik ormanı 1945'te 4785 sayılı kanunla devletleştirilmiş, sahipleri ve Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanlığı arasında ormanın mülkiyetine ilişkin dava sürüp gitmiştir. Bu arada bir kısım arazi şahıslara satılmıştır.

Çayırbaşı'nı Bahçeköy'e bağlayan ulaşım yolu, Bilezikçi Çiftliği arazisini iki parsele ayırmaktadır. I. Mahmud Sukemeri'ne doğru yükselen yolun solunda kalan birinci bölüm (529 ada, 1 parsel) 354,079 hektardır ve İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'nün 11.1.1980 tarih ve 50155 sayılı yazısı ile İÜ Orman Fakültesi'nin "Eğitim ve Araştırma Ormanı" olarak kamulaştırılmıştır.

Daha sonra, İstanbul Üniversitesi tarafından ikinci bir kamulaştırma yapılmış, içerisinde tarihi çiftlik binalarının da bulunduğu Çayırbaşı-Bahçeköy yolunun sağ tarafında kalan çiftliğin ikinci bölümü (538 ada, 59 parsel no'lu, 442.560 hektarlık alan) İÜ Orman Fakültesi'ne Eğitim ve Araştırma Ormanı olarak ayrılmıştır. Halen mülkiyet durumu mahkemeliktir.

Hatıralarını kaleme alan Münevver Ayaşlı, "Dersaadet" adlı kitabında, çiftliği Mahmut Muhtar Paşa sahip olduğu zaman ziyaret ettiğini ve birkaç gece kaldığını anlatıyor. Onun satırlarıyla devam edelim: "Enver Paşa'nın memleketten firarından sonra da, güzelim çiftliği Mahmut Muhtar Paşa satın almıştı. Çiftlik Karadeniz'e kadar iniyordu. Çiftliğin çok güzel ormanı gibi gayet güzel ve şirin bir çiftlik evi, çok kıymetli bronz heykelleri vardı. Bilhassa at, boğa, geyik heykelleri müstesna güzellikte idi."

Bilezikçi Çftliği'nin 1987 senesinde Alarko Holding'e satılmadan önceki son sahipleri ise Ahmet Kara, Mehmet Levent ve iki ortağı. Çiftliği Enver Paşa'nın eşi Naciye Sultan'ın teyzesi Nimetullah Sultan'dan alan, Şark Deri'nin sahipleri şaşaalı ve parlak bir hayat sürdü. Bugün tanınmasalar da, her iki isim de 1930'lu yıllardan başlayan bir şöhrete sahip. İstanbul'un en bilinen deri imalatçıları. Efsanevi Şark Deri'nin sahipleri olan Kara ve Levent, ortaklıklarını Bilezikçi Çiftliği'nde de devam ettirdi. 50'li ve 60'lı yıllarda hareketli hayatı, uçsuz bucaksız toprakları, devlet büyüklerinin teşrifiyle, saygın misafirlerle zenginleşen sofralarıyla ünlenen Bilezikçi Çiftliği, 70'li yıllarla birlikte sakin günlerine çaresiz geri döndü. 50'li 60'lı yıllarda dönemin başbakanı Adnan Menderes dahil, devlet büyüklerinin zaman zaman satın almak amacıyla da yaptıkları ziyaretler yıllar ilerledikçe giderek seyrekleşti.

70'li yılların ortalarına kadar ortakların ailelerinin ikamet ettikleri çiftliğin her bir köşesi, aile büyüklerinin teker teker vefatıyla giderek sessizleşti. İşte bu yıllarda çiftlik varisler tarafından Alarko Holding'e satıldı. Alarko Holding aldıktan sonra kamulaştırılan çiftlik bugün İstanbul Üniversitesi'nin malı olarak gözükmekte. Orman Fakültesi'nin Araştırma ve Uygulama Alanı olarak kullanılan bölge, 80'li yıllarla birlikte elverişli yollarından, keskin virajlarından ötürü Off Road ve motorsiklet yarışmalarının da aranan mekânı. Kamulaştırılan arazinin davası ise yıllardır görülmekte. Şimdi ise dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) gitti. Oradan çıkacak karar bekleniyor.

Turgay Fişekçi'nin "Gözlerin" adlı şiirinde sevgilisinin yeşil gözlerine benzettiği Bilezikçi Çiftliği tıpkı şiirdeki gibi bir ağaç cennetinin ortasında yer alıyor. Sınırları içinde Marmara Bölgesi'nin anıt ağaçlarını saklayan çiftlikte, bugün hâlâ heybetli kestane ve dişbudak ağaçlarının yanı sıra nesli tükenmekte olan pek çok çınar çeşidine rastlanıyor. Çiftliğin arazilerinde bugün "Londra Çınarı," "Ahtapot Çınar," "Doğu Çınarı," "Saplı Meşe," "İkiz Çınar" ve "Atlas Sediri" gibi nadir türler bulunuyor. Uzmanlar, bir ağacın "anıt ağaç" olabilmesi için yalnızca yaşlı olmasının yetmediğini, tarihte iz bırakması, yerel kültüre katkıda bulunması gibi şartlar da arandığını belirtiyorlar. İşte Bilezikçi'nin girişinde Çayırbaşı'ndan Bahçeköy'e giderken sağ tarafta yer alan sekiz kollu çınar ağacı "Ahtapot" tam da böyle bir anıt ağaç. Tam 14 metre genişliğinde bir ana gövdesi olan ağacın bundan birkaç yıl önce kolları düşmüş. Yaşının 1000'den fazla olduğu tahmin ediliyor. Yine eskiden koyunların beslendiği bölgede yer alan "Ağıl" ve "Çifte Çınar" adlı ağaçların yaşlarının 600-700 civarında olduğu tahmin ediliyor.

Bilezikçi Çiftligi'ndeki ormanlar, daha çok yakacak odun üreten sürgünden gelişmiş baltalıklardır. Bu formasyon tüm alanın yüzde 82'sini kaplar: Açık alanlar yüzde 11, koru yüzde 5, tarım alanı yüzde 1 ve makilik alanlar ise yüzde 1 kadardır.

Baltalıkların hakim ağaç türleri sapsız meşe , Macar meşesi , adi gürgen , kestane , yabani fındık , kuşüvezi, beşbıyık/muşmula ve ıhlamurdur . Ihlamurlar Kılınçpınarı sırtlarına doğru çoğalmaktadır. Normal kapalı baltalıkların karışımına, yer yer kocayemiş ve bu yörelere sonradan getirilip dikilmiş, egzotik bir tür olan yalancı akasya girmektedir.

Çiftlik orman arazisinin yüzde 14'ü bozuk baltalık karakterindedir; Çayırbaşı'ndan Hacıosman Bayırı'na doğru çıkan yolun sağındaki, doğuya bakan dik yamaçlarda bu tip bozuk baltalıkları görmek mümkündür. Bu gibi yerlerde meşe, gürgen ve kestane gibi asal ağaç türleri azalmakta, karışıma süpürge çalılarından, kocayemiş, akçakesme , ateşdikeni , İspanyol katırtırnağı , boyacı katırtırnağı gibi kısmen kuraklığa dayanıklı, Akdeniz'e özgü maki türleri katılmaktadır.

Çiftlik binalarının yakın çevresindeki açık alanlarda ve diğer alanlardaki sulak çayırlarda en fazla şu bitki türlerine rast!anmaktadır: Koyungözü papatya , düğün çiçekleri , sarı çiçekli ballıbaba , kırmızı çiçekli ballıbaba , adaçayı,, yabani menekşe , çuhaçiçekleri , yabani nane.

Yüzyıllar boyunca buradan pek çok mal mülk sahibi geçip gitse de, arazi ve binalar el değiştirse de, nadir ağaçları, kuyuları, nadide bitki türleriyle günümüze ulaşan Bilezikçi Çiftliği asıl ününü Yeşilçam'dan alıyor. Yıllar boyu mekân sıkıntısından yakınan Türk sinemasına ve özellikle tarihi film çeken sinemacıların imdadına hep Bilezikçi Çiftliği yetişti.

Son 50-60 yıl içerisinde Türk sinemasında çekilen pek çok filme ev sahipliği yapan çiftlik, film setlerine dekor olmakta bir hayli tecrübeli... Yıllardır, vurdulu kırdılı "avantür" filmler, kovboy filmleri, Kurtuluş Savaşı filmleri çiftliğin dolambaçlı yollarında, bahçelerinde ve köşklerinde çekiliyor. Bilezikçi Çiftliği'nde çevrilen, bizim bildiğimiz en eski film ise 1953 yılına tarihleniyor.

Türk sinemasının unutulmayan yıldızlarından Cahide Sonku'yla, gencecik Zeki Müren'in başrollerini paylaştığı ünlü film "Beklenen Şarkı"ya çiftliğin geniş odaları, bahçeleri ev sahipliği yapmış. Yine Zeki Müren'in yıllar sonra Belgin Doruk'la başrollerini paylaştığı 1965 tarihli "Hep O Şarkı" da çiflikte çekilen onlarca filmden biri. Çekildiği dönem hayli ses getiren filmde Belgin Doruk, Reha Yurdakul'la birliktedir. Bir gün dayısının çiftliğine ziyarete gelen Doruk "Makas Ali" Zeki Müren'le tanışır. Makas Ali'nin güzel sesiyle söylediği şarkılar çiftliğin yüksek duvarlarını çınlatır. Doruk, Makas Ali'yi İstanbul'a şöhret olmaya götürür. Ve film böyle devam eder.

Türk sinemasında "jön" deyince ilk akla gelen isimlerden Cüneyt Arkın'ın "kült" serisi "Malkoçoğlu" da Bilezikçi Çiftliğini ziyaret eden filmlerden. Arkın'ın okları düşmanın gözünün ortasına attığı "Malkoçoğlu Cem Sultan," "Kara Murat Ölüm Fermanı" bu çiftlikte çekilen heyecanlı filmlerden ikisi.

Issız bir omanın içinde yer alan ve uzun bir yoldan varılan çiftlik, doğal dekorundan ötürü yıllar yılı kaçırma sahnelerinin, işkence sahnelerinin, atların dolu dizgin gittiği kovalama sahnelerinin aranan mekânı olmuş. Tanınmış romancı Refik Halit Karay'ın aynı adlı romanından sinemaya aktarılan "2000 Yılın Sevgilisi" yine bu mekânlarda çekilmiş. Tıpkı romandaki gibi filmde de dört ayrı kadın karakterini canlandıran Hülya Koçyiğit başrolleri Serdar Gökhan'la paylaşıyor. Hayati Hamzaoğlu, Hulusi Kentmen zengin çiftlik sahibi, "çiftlik ağası" denince ilk akla gelen isimler. Belgin Doruk'la ilk filmini çeviren Tamer Yiğit'in başrollerini paylaştığı 1962 tarihli "Daima Kalbimdesin," "Asi Kovboy" Yılmaz Güney'in 1972 tarihli "Çirkin ve Cesur"u, Cahide Sonku ve Nuri Altınok'un çevirdiği, 1968'de Cüneyt Arkın ve Selda Alkor'la tekrar çevrilen "İlk ve Son," Muhterem Nur ve Sadri Alışık'ın oynadığı 1953 tarihli "Ben Kahpe Değilim" ünlü ve sinematik çiftliğin unutulmaz filmleri.

Bilezikçi Çiftliği'nin son sahiplerinden Mehmet Levent 1902 Erzincan Hığdar doğumlu. Dört kardeşin en büyüğü. Mehmet'i İstanbul Kumkapı'da kasap dükkânı işleten babası İbrahim Nazif Bey hem okuması hem de iş öğrenmesi için 1910 yılında, daha 8 yaşındayken yanına aldırıyor. Ancak Mehmet; babasıyla birlikte çok kısa bir süre çalışabiliyor. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girmesiyle İbrahim Nazif Bey kasap dükkânını ve Hığdar köyünde kalan tüm ailesinin sorumluluğunu küçük oğluna emanet ederek silah altına giriyor. Önce Balkan daha sonra Çanakkale Savaşı'nda çarpışan İbrahim Nazif Bey'den uzunca bir süre hiçbir haber gelmiyor. Bu dönemde küçük Mehmet hem Kumkapı'daki esnafın yardımı hem de kendi gayretiyle kasap dükkânını çalıştırmaya devam ediyor. Öyle ki et kesmek için daha boyu tezgâha yetişmediği için Mehmet, müşterilerine tabure üstüne çıkarak hizmet veriyor.

Çanakkale Savaşı'nın sona ermesiyle bir gün dükkâna İbrahim Nazif Bey'in yaşadığı ancak yaralı olduğu ve Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne getirildiği haberi geliyor. Mehmet ağır yaralı babasına hem yemek hem de temiz kıyafet götürüyor. Ama sadece iki kere. Mehmet'e çok kısa bir süre sonra babasının öldüğü, şehit olan diğer erlerle birlikte toplu olarak gömüldüğü haberi geliyor. Mehmet o günden sonra Merkez Efendi Mezarlığı'nda onlara "şuralarda bir yerlerde yatıyorlar" diye üstünkörü gösterilen bir duvarın dibini babasının mezarı belliyor. Önce kardeşlerine, sonra kızlarına da öyle öğretiyor.

Mehmet Levent, babasının vefatıyla birlikte geçici olarak üstlendiği aile reisliğini daha 14 yaşında olmasına rağmen artık tümüyle yükleniyor. 14 yıl boyunca işleri tek başına ama çevresinin büyük yardımıyla yürüten Mehmet, aynı babasının yaptığı gibi bu sefer en küçük kardeşi Mustafa'yı hem okuması hem de işe yardım etmesi için İstanbul'a çağırıyor. Hayatın sert, para kazanmanın ise çok ama çok zor olduğu taze cumhuriyetin İstanbul'unda Mehmet'in en küçük kardeşi Mustafa hiç görmediği babası İbrahim Nazif Bey'in kasap dükkânında aynı ağabeyi gibi çalışmaya başlıyor. Sabahları sokak köpekleri bile paspaslarının üstünde uyurken lokantalara sırtında küfeyle et taşıyan, geceleri dükkânın üst katında yatan Mustafa ağabeyinin en büyük yardımcısı oluyor. Artık Levent soyadını alan Mehmet, birkaç sene sonra da kasap dükkânını çalışkan kardeşine devredip kendisine Koca Mustafa Paşa'da bir derihane kuruyor. İlk eşi Fatma ile evleniyor. Önce Naciye doğuyor, sonra da Muazzez.

Mehmet Levent'e günlerden bir gün kendisi gibi Eğinlililer'in egemen olduğu kasaplık, celeplik ve dericilik sektöründe o yılların Türkiye'deki en büyük dericisi olarak tanınan Ahmet Kara'dan ortaklık teklifi geliyor. Levent, derihanesi kapatıyor, dönemin en modern ve en büyük fabrikası Şark Deri'ye ortak oluyor ve fabrikanın başına geçiyor.

Mehmet Levent ve Ahmet Kara'nın iş vesilesiyle başlayan ve uzun seneler süren ortaklığı sadece Şark Deri ile sınırlı kalmıyor. İki ortak 1944 yılında, görenin aşık olduğu Bilezikçi Çiftliği'ni yine birlikte satın alıyor; hem de Enver Paşa'nın eşi Naciye Sultan'ın teyzesi Nimetullah Hanım'dan. Çiftlik Mehmet Levent'in yaşamının sonuna kadar en keyifli günlerini geçirdiği bir cennet olarak 1980'li yılllara kadar Levent ailesinde kalıyor.

Mehmet Levent çok sevdiği çiftliğine önceleri ilk eşi Fatma Hanım'dan olan kızları Muazzez ve Naciye, yeğenleri Kadir, Sevim ve Mualla, daha sonraları ise ikinci eşi Sabiha Hanım ve kızları Oya ve Sema'nın da katılmasıyla birlikte büyüyen ailesiyle birlikte her yaz gidiyor. Çiftlik alındıktan sonra başlayan yaz aylarını Bilezikçi Çiftliği'nde geçirme geleneği Mehmet Levent vefat edene kadar devam ediyor.

14 bin dönüm arazi üzerinde yer alan çiftlikte yaklaşık 40 kadar çalışan ve ailesi yaşıyor. Koyunları, atları, mandaları, horozları ile tam bir çiftlik hayatının sürdüğü Bilezikçi Çiftliği'nde Mehmet ve Sabiha Levent çifti, koyun, inek ve manda sürülerinin otlamaya götürülüşünü seyretmek üzere her sabah saat 5'te kalkıyor. Mehmet Levent, işinden çiftliğine her gelişinde ilk iş atına biniyor ve büyük ve küçük baş hayvancılığı, ipek böcekçiliği, arıcılık, şeftali yetiştiriciliği gibi pek çok üretimin yapıldığı tüm araziyi dolaşıyor.

Tarihi Bilezikçi çiftliği günümüzde bile benzerine az rastlanan mimari altyapısıyla her göreni hayrete düşüyor. Çiftlik sınırları içinde yer alan araziler bugün de ziyarete gidildiğinde görülebilecek Büyük Çınar'ın altındaki kapaktan kolayca kontrol edilen bir sistemle sulanıyor. Çiftliği çepeçevre saran arklara sular yine çiftlik içinde yer alan derelerden sağlanıyor. Evin içme suyu, İstanbul'un aranan içme sularından olan ünlü Neşet Suyu ve Sultan Suyu'ndan tepelere kurulan sifon sistemiyle ulaşıyor.


Bilezikçi Çiftliği'ndeki köşkler de Fransa'dan gelen kiremitleri, yekpare banyo mermerleri, Abraham Paşa tarafından yaptırılan ve sağa döndürüldüğünde açılıp sola döndürüldüğünde kapanan muslukları, balkonların altına yerleştirilmiş su sarnıçları, tarihi şarap mahzenleri ile de ev sahiplerine şehir hayatının rahatlığını arattırmıyor.

Görkeminin yanı sıra sebze meyve üreticiliği ve hayvan yetiştiriciliği kültürünün belki de son örneğini yaşatan Bilezikçi Çiftliği önemli davetlere, av partilerine de ev sahipliği yapıyor. Devlet büyüklerinden konsoloslara, iş adamlarına kadar pek çok kişi Mehmet ve Sabiha Levent tarafından ağırlanıyor.

Çiftlikte çocukluğunun büyük bir bölümü geçen ve belki de Bilezikçi Çiftliği'nin tadına en çok varan Mehmet Levent'in yeğeni Sevim (Levent) Bölen 1950'li yıllara denk gelen çocukluk anıları arasında, amcasının ve diğer büyüklerinin film yıldızlarını ağırladıklarını da hatırlıyor.

Sevim Bölen, çocukluğunun unutulmaz dekoru olan arazileri, devasa ağaçları ve oyun sahalarını yıllar sonra tıpkı bir çocuk heyecanıyla anlatıyor: "Çok yaramaz, hareketli bir çocuktum. Tüm çocukluğum çiftliğin uçsuz bucaksız arazilerinde, koyunlarla, kuzularla oynayarak, tavukları kovalayarak geçti." Bölen, geceleri ıssızlığından ötürü ürkütücü bir hal alan çiftliğin bekçilerin düdükleriyle korunduğunu belirtiyor. Bölen'in anlattıklarına göre çiftlik sütünün, yumurtalarının satıldığı inekleri, tavukları, koyunları, geyikleri, tavus kuşları ve safkan atlarıyla bir masal diyarı ve küçük bir köy gibi. Şeftaliler, elmalar yetiştiriliyor, ev halkı ve çalışanların tükettiklerinden fazlası satılıyor.

Bölen o günleri yeniden yaşıyormuşçasına anlatıyor: "Çiftliğin kâhyalarıyla, seyisleriyle 40'a yakın çalışanı vardı. Onların müştemilatlarının olduğu yere 'aşağı mahalle' denirdi. Ekmek eşekle Büyükdere'den gelir, 'Koca Meşe'nin altında kuzular çevrilir, karpuzlar, kavunlar kaynak suyunun oluşturduğu havuzda soğutulurdu. Elektrik olmadığı için gaz lambaları yanardı. Yazları çiftliğin bir ucuna çadırlar kurulurdu, burası Boğaz'dan gelen esintileri karşılardı. O kadar keyifliymiş ki bu çadırlar oraya 'Kurmaköşk' denirdi. Kız çocuklarına faytonlar alınırdı. Bu tek atlı faytonlarla çiftliğin genç kızları plaja Büyükdere Deniz Hamamı'na giderdi. Çiftlikte yapılan davetlerin organizasyonunu da Beyoğlu'ndaki Markiz Pastanesi'nin üstlendiğini hatırlıyorum." Sonraki yıllarda Harp Akademileri'nin pikniklerini de ağırlayan çiftlikte, en son Cumhuriyet ve Abdülhamit Düşerken filmleri çekildi.

Mehmet Levent'in vefatından sonra çiftliğin tüm bakımını kızı Sema Levent üstlenir. Küçük yaşından itibaren babasıyla çalışmaya başlayan, Avusturya Lisesi mezunu Sema Levent uzun yıllar bu zahmetli görevi yürütür. Babasının vefatından sonra yaz tatilleri artık tümüyle Bilezikçi Çiftliğinde geçirilmese de yine haftasonları ve kısa tatillerde çiftliğe gidilir. Ancak İstanbul da değişir bu dönemde. Büyükdere sırtlarındaki 14 bin dönümlük arazi şehre göç edenler tarafından mükemmel bir gecekondu yerleşim alanı olarak benimsenir. Başa çıkmak kolay olmaz. Mehmet Levent'in kalabalık ailesi ortaklaşa karar alır ve Alarko Holding'e satılır Bilezikçi Çiftliği. Bu satıştan kısa bir süre sonra çiftlik kamulaştırılır ve İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi'nin araştırma ve uygulama alanı olarak kullanılır. Çocukluk anıları zihinlerde, çiftlikte geçirilen o unutulmaz, o özel, o güzel günler resimlerde kalır...

Melda DAVRAN / Banu B. KORYÜREK
27 Kasım 2009 Cuma
ISTANBUL



Copyright © 2006- 2009 yvik Her Hakkı Saklıdır